Jüpiter Gezegeni

Yazıyı Sosyal Medya Hesaplarında Paylaş

Güneş Sistemi’nin sıralamasında 5. Sırada bulunan Jüpiter, inanılmaz büyüklüğüyle adeta gezegenlerin abisidir. Güneş Sistemi’ndeki en büyük gezegendir. Büyüklüğünün korkunç boyutlarını açıklamak için şunu söyleyebiliriz, Jüpiter Dünya’nın yaklaşık olarak 317 kat daha büyüktür. Jüpiter’in bir tarafından diğer bir tarafına 11 Dünya sığabilmektedir. Birçok uyduya sahip olan Jüpiter’in en çok bilinen fenomeni “Büyük Kırmızı Leke”sidir. Yazımızın devamında Jüpiter gezegeni hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

 

Jüpiter Gezegeni Özellikleri

Jupiter Yüzeyi

Jüpiter gerek çap, gerekse kütle açısından Güneş Sistemi’ndeki en büyük gezegendir. Nispeten düşük olan yoğunluğu(suyun yoğunluğunun 1,33 katı), gezegenin akışkan yapısı ve kendi çevresindeki dönüş hızının yüksekliği nedeniyle, Satürn kadar olmasa da ekvatorda geniş, kutuplarda basık elipsoid görünüme sahiptir.

Yansıtabilirlik derecesi (albedo) 0,52 olan gezegen, böylece yüzeyine düşen Güneş ışığının yarıdan fazlasını yansıtmaktadır. Ancak kızılötesi alandaki ışınım ölçüldüğünde, Jüpiter’in Güneş’ten aldığı enerjinin 2,3 katı kadarını dışarı yaydığı görülür. Bu nedenle gezegen, Güneş’e olan uzaklığına göre hesaplanan -167 °C’den çok daha yüksek bir etkin sıcaklığa sahiptir.

Jüpiter’in ikonik görüntüleri, beyaz, kırmızı, turuncu, kahverengi ve sarı tonlarını yansıttığını gösteriyor. Jüpiter’in rengi gezegenin atmosferindeki fırtına ve rüzgarla birlikte değişir.

Jüpiter’in Boyutları ve Kütlesi

Dünya ve Jüpiter kıyaslaması
Dünya ve Jüpiter kıyaslaması
  • 133.709 km’lik kutup yarıçapı ve 142.984 km’lik ekvator yarıçapı olan Jüpiter, ortalama yarıçapı 69.911 km’dir ve Dünya yarıçapının yaklaşık 11 katıdır.

  • 8981×1027 kg ağırlığında olan Jüpiter Dünya’nın 317,8 katıdır.

  • Ayrıca 6.1419×1010 km2‘lik yüzey alanına sahiptir. Dünya’nın 120,5 katıdır.

  • Jüpiter bir gaz devi gezegeni olduğundan dolayı, çok büyük bir hacme sahiptir. Hacmi 1,431×1015 km3’tür ve yaklaşık olarak Dünya hacminin 1321,3 katıdır.

Jüpiter İç yapısı

Jüpiter iç yapısı
Jüpiter iç yapısı

Jüpiter’in iç kısmının üç bölümden oluştuğuna inanılıyor.

Birincisi, Dünyanın yaklaşık 12 ile 45 katı bir kütleye sahip kayalık çekirdektir. Çekirdek, 40.000 km kalınlığında elektriksel olarak iletken sıvı hidrojen tabakası olan manto tabakası ile çevrilidir. Jüpiter’in bu kadar güçlü bir manyetik alana sahip olması, gezegenin kütlesinin çoğunu içeren bu katmandan kaynaklanmaktadır. En dışta 20.000 km kalınlığında moleküler hidrojen tabakası bulunur. Gezegenin yüzeyine yaklaşıldıkça basınç, ısı ve yoğunluk düşer, hidrojen sıvıdan gaza dönüşür ve giderek atmosfer tabakasına geçilir.

Jüpiter’in büyüleyici bir özelliği Güneş’ten aldığı enerjiden daha fazla enerji yaymasıdır. Bu gezegenin çok büyük olmasından kaynaklanıyor. Böylesine büyük bir kütlenin bir sonucu olarak Jüpiter, kendisine güçlü bir çekim kuvveti uygular ve böylece gezegenin bir bütün olarak sıkışmasıyla sonuçlanır. Tüm bu içe doğru kuvvetin kümülatif etkisi, daha sonra uzaya yayılan büyük miktarda ısının üretilmesidir.

Jüpiter Atmosferi ve İklimi

Jüpiter’in kalın ve karmaşık bir atmosfer tabakası vardır. Bu atmosferin Güneş Sistemi’nin kökenini oluşturan Güneş Bulutsusu’nun varsayılan yapısına yakın olarak, %88 oranında moleküler hidrojen ve %12 oranında helyum içerdiği saptanmıştır. Bunları %0,1 oranla su buharı ve metan, %0,02 oranla amonyak izler. Eser miktarda da Azot, hidrojen, karbon, oksijen, kükürt, fosfor vardır.

Uzaktan bakıldığında, Jüpiter yüzeyinin özellikle ekvatora yakın enlemlerde belirginleşen ardışık koyu ve açık renkli bulut kuşaklarından oluştuğu görülür. atmosferin en üst katmanlarındaki bulutlar kristal halindeki amonyak ve su parçacıklarından oluşur.

Büyük Kırmızı Leke

Büyük Kırmızı Leke, Jüpiter gezegeninde yer alan bir fırtınadır. Gezegenin ekvatorunun 22° güneyinde bulunur ve en az 340 yıldan beri sürmektedir. Çok karmaşık bir yapıya sahip olan Jüpiter’in dev beneği saatin tersi yönünde dönmektedir. Fırtına yeryüzü teleskoplarından çıplak gözle görülecek kadar büyüktür.

Büyük Kırmızı Leke’nin boyutu ile ilgili olarak fikir vermek gerekirse altında yer alan daha küçük beyaz fırtına Dünya’nın çapına sahiptir. Bunun gibi fırtınalara, gaz devlerinde sıkça rastlanır ve birkaç saatten yıllara kadar sürebilirler. Büyük Kırmızı Leke, Dünya’dan yaklaşık 4 kat daha büyüktür. Ancak, keşfedilmesinden bu yana büyüklüğü önemli ölçüde azalmıştır.

Jüpiter Manyetik alanı

Jüpiter Güneş Sistemi içinde en güçlü manyetik alana sahip gezegendir. Dünya’nınkinden yaklaşık 20.000 kat daha güçlü. Elektrik yüklü parçacıkları, gezegenin uydularını ve halkalarını, bir insan için ölümcül seviyenin 1000 katından daha fazla radyasyon seviyesine sahip olan ve NASA’nın Galileo sondası gibi ağır bir şekilde korunan uzay aracına bile zarar verebilmiştir.

Jüpiter Gezegeni’nin Yörüngesi

Jüpiter Yörüngesi (Dünya ile birlikte)
Jüpiter Yörüngesi (Dünya ile birlikte)

 (Not: AB, Astronomik birimdir. Bir astronomik birim Güneş’in merkeziyle Dünya’nın merkezi arasındaki uzaklıktır.)

  • Jüpiter gezegeni Güneş’ten uzaklığı ortalama 778.412.020 km’dir. Dünya ile kıyaslandığında 203 AB katı daha uzak’dır. Bu, güneş ışığının Jüpiter’e ulaşmasının yaklaşık 43 dakika sürdüğü anlamına gelir.

  • Güneşe en yakın olduğu konumdaki uzaklığı(Bu duruma Perihelion, Periapsis yada Günberi denir) ise 740.742.600 km’dir. Yani Dünya’nın 5.036 AB katıdır.

  • Güneşe en uzak olduğu konumdaki uzaklığı da(Bu duruma Afelion, Apoapsis yada Gönöte denir) 816.081.400 km’dir. Yani Dünya’nın 5.366 AB katıdır.

 Jüpiter’ün ortalama 13.1 km/s’lik yörünge hızıyla, Güneş etrafındaki tek bir devrini tamamlaması 11.8618 Dünya yılı sürer.  

Jüpiter’in 3.17 °’lik eksenel eğimi, Jüpiter’in Güneş Sistemi’ndeki en düşük ikinci derecedir. Bunun anlamı şudur, Jüpiter’de hiç mevsim yaşanmaz.

Jüpiter’in kendi ekseni etrafında dönüşü

Duyarlı gözlemler sonucu gezegen için ‘Sistem I’ ve ‘Sistem II’ olmak üzere iki ayrı dönme süresi tanımlanmıştır. Ekvator bölgelerinin dönüşü 9 saat 50 dakika 30,003 saniyede tamamlanır ve Sistem I olarak adlandırılır. Kutup bölgelerinde dönüş süresi 9 saat 55 dakika 40,630 saniyedir ve Sistem II adını alır. Jüpiter’den yayılan mikrodalga ve radyo dalga boyundaki ışınımların ise 9 saat 55 dakika 29,730 saniyelik bir dalgalanma göstermelerine dayanarak, gezegenin manyetik alanını belirleyen büyük metalik hidrojen kütlesinin bu hızla dönmekte olduğu sonucu çıkarılmıştır. ‘Sistem III’ adı verilen bu periyot Jüpiter’in gerçek dönüş hızı olarak kabul edilir.

Jüpiter Gezegeni’nin Uyduları

Jüpiter’in en büyük 4 uydusu
Jüpiter’in en büyük 4 uydusu

Jüpiter’in 79 doğal uydusu olduğu bilinmektedir. Galileo Galilei 1610 yılında kendi yaptığı basit teleskopla Jüpiter’in en büyük dört uydusu İo, Europa, Ganymede, ve Callisto’yu keşfederek ilk kez Dünya’dan başka bir gezegene ait uyduların varlığını göstermiştir. Bu uydular sonradan Galilei uyduları olarak adlandırılmıştır.

Ganymede

Güneş sistemimizdeki en büyük uydudur. Merkür ve Pluto’dan bile daha büyüktür. Aynı zamanda kendi manyetik alanına sahip olduğu bilinen tek uydudur. 500 km yarıçaplı demir bir çekirdek, kayalık bir manto ile sarılıdır. Bunun üzerinde 800 km kalınlıkta, buzlu bir kabuk tabakası bulunmaktadır. İnce bir oksijen atmosferine sahip olduğu bilinen tek uydudur ve bir iç okyanusa sahip olduğu düşünülüyor.

Io

Jüpiter’in en içteki uydusu olarak İo, Güneş Sistemi’ndeki dördüncü en büyük uydudur. Bilinen en yüksek yoğunluğuna sahip uydudur ve Güneş Sistemi’ndeki bilinen en kuru nesnedir. Aynı zamanda 400’ün üzerinde aktif volkan ile Güneş Sistemi’ndeki volkanik olarak en aktif yapıdır.

Callisto

Dört Galilei uydusunun en düşük yansıtıcılığa sahip uydusudur. Bu, yüzeyinin koyu, renksiz bir kayadan oluşabileceğini göstermektedir. Bir yeraltı okyanusuna sahip olabileceği düşünülmektedir. Bu ve yaşam bulma ümidi, Callisto’yu gelecekteki keşifler için birinci sınıf bir aday yapıyor.

Europa

Jüpitere en yakın altıncı uydu, dört ana uydunun en küçüğü ve Güneş Sistemi’ndeki en büyük altıncı uydudur. Buzlu bir yüzeye ve olası bir ılık su iç kısmına sahip olmasının yanı sıra, bu uydu Dünya dışında yaşama sahip olma ihtimalinin en yüksek adaylarından biri olarak kabul edilir. Yüzeyinde, neredeyse hiç krater bulunmamaktadır. Dünya’dan yapılan gözlemlerle, Europa yüzeyinin hemen hemen tamamının donmuş su ile kaplı olduğu biliniyordu. Gözlemler bu yapının saf su buzu üzerinde, ince taneli dağınık su kristallerinden oluştuğunu göstermiştir. Uydunun, çok az oksijen içeren atmosferi ise, Dünya’nın atmosferinden milyon kat daha incedir.

Jüpiter Gezegeni’nin Halkaları

Jüpiter halka sistemi
Jüpiter halka sistemi

 Satürn’ün halkaları iyi bilinmesine rağmen, Jüpiter’in halkaları hakkında pek bir şey duymazsınız. 1979 yılında Voyager 1 ve 2 uzay araçları tarafından çekilen fotoğraflar bize Jüpiter’in bir halka sistemi olduğunu gösterdi. Jüpiter’in halkaları Satürn’ünkinden (hatta Uranüs’ün) daha az bilinir, çünkü temelde tozdan oluşurlar ki bu onları görmeyi zorlaştırır. Bu halkaların oluşumunun, Jüpiter’in yerçekimi sayesinde, uydularından kopan materyalleri yakalamasından oluştuğu düşünülmektedir. Bu parçacıklar bir bulut oluştururcasına birbirinden bağımsız hareket eder ve her biri gezegen etrafında kendine ait bir yörünge izler. Jüpiter halkalarının Güneş ışığını yansıtma kabiliyetleri yoktur. Üzerlerine düşen Güneş ışığının büyük bir kısmını soğurur ve karanlık görünürler. Bu yüzden Dünya’dan görülme olasılığı yoktur.

Halo halkası Jüpitere en yakın olan halkadır. 92.000 km’de başlar ve 122.500 km’ye kadar uzanır. Halo halkasının toplam genişliği 30.500 km, kalınlığı ise 12.500 km’dir.

Bir sonraki halka Ana halkadır. 122.500 km’de başlar ve 129.000 km’ye kadar uzanır. Ana halkasının toplam genişliği 6.500 km, kalınlığı ise 30-300 km’dir.

En son halka, Gossamer halkasıdır. Gossamer halkası iki bölümden oluşmaktadır: Amalthea Gossamer Halkası ve Thebe Gossamer Halkası. Çok soluk ve çok geniş bir halkadır. Biri diğerine gömülü olan iki halkadan oluşur.

Amalthea Gossamer Halkası 129.000 km’de başlar ve 182.000 km’ye kadar uzanır. Ana halkasının toplam genişliği 53.000 km, kalınlığı ise 2.000 km’dir.

Thebe Gossamer halkası 129.000 km’de başlar ve 226.000 km’ye kadar uzanır. Ana halkasının toplam genişliği 97.000 km, kalınlığı ise 8.400 km’dir.

Jüpiter Gezegeni’nin Gözlem Tarihi

Jüpiter’in çıplak gözle gözlenen bir gezegen olmasından dolayı insanlar binlerce yıldır gezegenini varlığını biliyorlardı. Bu nedenle birçok kültürün mitolojisinde ve astrolojisinde önemli bir rol oynamıştır. Jüpiter’in varlığıyla ilgili en eski gözlemler M.Ö. 7. Ve 8. Yüzyıldaki Babillere dayanmaktadır.

Teleskop keşfinden önce

2.yüzyılda, Mısırlı gök bilimci Ptolemy, Jüpiter’in Dünya’ya göre yörüngesini (yani geriye dönük hareket) açıklamak için ünlü gezegen modelini inşa etti. Çalışmalarında  Jüpiter’in 4332.38 günlük(11.86 yıl) bir yörüngeye sahip olduğunu belirtti.

499 yılında, Hindistan’lı bir matematikçi-gök bilimci olan Aryabhata, Jüpiter’in 11.86 yıllık bir yörüngeye sahip olduğunu tahmin etti. Ayrıca, Çinli gök bilimci Gan De’nin, Jüpiter’in uydularını alet kullanmadan gözlemlediği ile ilgili kesin olarak bilinmeyen bilgiler mevcut. Eğer bu bilgiler doğruysa, Jüpiter uydularını ilk keşfeden kişinin Galileo olmadığı anlaşılıyor.

Teleskop keşfinden sonra

1610’da Galileo Galilei, gezegenleri gözlemlemek için teleskop kullanan ilk astronomdu. Güneş Sistemi incelemeleri sırasında Jüpiter’in en büyük dört uydusunu keşfetti. Dünya dışındaki bir gezegenin kendi etrafında dönen uyduları olabileceğinin bu ilk kanıtını, Kopernik’in o güne dek yaygın kabul görmeyen güneşmerkezli teorisini desteklemek için kullandı.

1664’te İngiliz bilim insanı Robert Hooke, ( ya da bazı kaynaklara göre Fransız-İtalyan bilim insanı Giovanni Domenico Cassini) Büyük Kırmızı Leke’yi ilk kez gözlemledi. 1690’da Cassini, Jüpiter’in kendi etrafında dönüş süresinin kutuplarda ve ekvatorda farklı olduğunu ilk kez gözlemledi.

1892 yılında, EE Barnard, Kaliforniya’daki Lick Gözlemevindeki teleskopu kullanarak beşinci bir Jüpiter uydusu gözlemledi. Bu nispeten küçük nesneye daha sonra Amalthea adı verildi ve doğrudan görsel gözlemle keşfedilen son gezegen uydusu olacaktı.

1932’de Alman gök bilimci Rupert Wildt tayfölçümsel gözlemlere dayanarak Jüpiter atmosferinde metan ve amonyak bulunduğunu saptadı, bunun ancak çok büyük miktarlarda hidrojen varlığı ile açıklanabileceğini bildirdi. Wildt, 1934’te gezegenin kütle ve yoğunluk verilerinden yola çıkarak Jüpiter’in iç yapısının ve atmosferinin bileşimini bugün kabul edilene benzer şekilde hesapladı.

1950’lerden başlayarak, Jüpiter’in radyo-teleskopik araştırması başladı. Bunun nedeni astronomlar Bernard Burke ve Kenneth Franklin’in 1955’te Jüpiter’den gelen radyo sinyallerini tespit etmeleriydi. Gezegenin rotasyonuna karşılık gelen bu radyo dalgaları patlamaları, Burke ve Franklin’in gezegenin rotasyon hızını tahmin etmelerini sağladı.

1955 yılında Burke ve Franklin, Jüpiter’den yayılan yüksek miktardaki radyo ışınımını rastlantısal olarak saptadılar. Bu buluş, Jüpiter’in çok güçlü magnetosferinin keşfedilmesine yol açtı.

Jüpiter Gezegeni ile İlgili Araştırmalar ve Görevler

Pioneer Görevi (Kaynak: NASA)
Pioneer Görevi (Kaynak: NASA)

1973’ten bu yana, Jüpiter sistemine birkaç uzay aracı gönderildi ve Bunlardan bazıları şunlardır.

Pioneer 10 ve 11 uzay araçları

Kasım-Aralık 1973’te Pioneer 10, Kasım-Aralık 1974’te Pioneer 11 adlı uzay sondaları Jüpiter’in yakınından geçerek gezegenin ilk yakından gözlemini gerçekleştirdiler. Sırasıyla 1972 ve 1973 yıllarında fırlatılan birbirinin aynı bu iki araç, sınırlı teknik donanıma sahip olmalarına karşın daha sonra gerçekleştirilen uçuşların planlanması için yaşamsal önem taşıyan bilgiler topladılar.

Pioneer 10 ve 11 uzay araçlarını keşfettiği bazı bilgiler;

  • Jüpiter’in boyutları ve çekim gücü duyarlı biçimde ölçülerek yoğunluğunun ve kütlesinin daha büyük kesinlikle hesaplanmasına olanak sağlandı.

  • Gezegenin çekim alanının çok düzenli olduğu görüldü, buna dayanarak Jüpiter’in büyük ölçüde akışkan bir yapıya sahip olduğu düşünüldü.

  • Uyduların boyutları ve fiziksel özellikleri hakkında edinilen yeni bilgilerle Jüpiter sisteminin oluşumu ve evrimi üzerine yeni bakış açıları oluşturuldu.

  • Manyetosfer ile ilgili çok sayıda ölçüm yapıldı.

  • Gezegenin birçok fotoğrafı çekildi, kızılötesi ve morötesi alanda incelemelerle atmosferin bileşimi ve meteorolojik özellikleri hakkında yeni bilgiler edinildi. Yeryüzünden gözlenemeyen kutup bölgelerinin görüntüleri elde edildi.

  • Büyük Kırmızı Leke’ye benzer, daha küçük boyutta lekeler saptandı.

  • Altı yıl sonra, Galileo’nun keşfettiği uyduların anlaşılmasını büyük ölçüde arttıran ve Jüpiter’in diğer halkalarını keşfeden Voyager misyonları başladı

Voyager 1 ve 2 uzay araçları

1977 yılında fırlatılan ve birbirinin aynı olan Voyager 1 ve Voyager 2 uzay araçları sırasıyla Ocak-Mart 1979 ve Haziran-Temmuz 1979 tarihlerinde Jüpiter’in yakınından geçerek gözlemlerde bulundular. Voyager 1 ve Voyager 2’nin keşfettiği bazı bilgiler şu şekilde

  • Voyager 1, Jüpiter’in de Satürn‘ün halkalarına benzer bir halka sistemi bulunduğunu saptadı.

  • Jüpiter’in üç yeni uydusu, Adrastea, Metis, ve Thebe keşfedildi.

  • Gezegenin ve uydularının çok sayıda yüksek çözünürlüklü görüntüsü elde edildi. Uyduların ayrıntılı yüzey fotoğrafları yardımıyla, iç yapıları hakkında değerli ipuçları sağlayan jeolojik özellikleri öğrenildi.

  • İo uydusu üzerinde volkanik aktivite gözlendi.

  • Voyager 2’nin Satürn’e doğru yolculuğu sırasında Jüpiter manyetosferinin Satürn yörüngesine dek uzanan kuyruğu kanıtlandı.

  • Jüpiter atmosferinde yıldırımlara neden olan yoğun elektrik boşalmaları saptandı.

  • Bulut hareketleri izlendi, atmosfer akımlarının önceden bilinmeyen ayrıntıları saptandı, Büyük Kırmızı Leke’nin altı günlük bir devirle saat yönünün tersinde döndüğü görüldü.

  • Kutup ışıkları gözlendi.

  • Atmosferin üst kesimlerindeki helyum oranı ölçüldü, Güneş ve gezegenleri oluşturan ilksel Güneş Bulutsusu’nun bileşimi hakkında ipuçları sağlandı.

Galileo programı

1989 yılında fırlatılan Galileo uzay aracı, bir yörünge aracı ve bir atmosferik sonda olmak üzere iki ayrı birimden oluşmakta idi. Galileo programıyla keşfedilen bazı bilgiler şunlardır;

  • Temmuz 1994’te, gezegene ulaşmasından 18 ay önce, Shoemaker-Levy kuyruklu yıldızının Jüpiter’e çarpmasını yeryüzünden yapılan gözlemlere oranla daha elverişli açılardan görüntüledi.

  • Jüpiter’e yaklaşırken uzay aracından ayrılan atmosferik sonda 7 Aralık 1995’te gezegen atmosferine girdi, bir paraşüt yardımıyla yavaşlayarak, atmosferin derinliklerinde yüksek basınç ve ısı nedeniyle tahrip olmadan önce 58 dakika süreyle veri topladı ve yeryüzüne gönderdi. Ölçümler, atmosferin beklenenden çok daha kuru olduğu izlenimini verdi. Yer atmosferinde gözlenenden 10 kat fazla yıldırım etkinliği saptandı.

  • Galileo yörünge aracı, 7 Aralık 1995’te Jüpiter çevresinde yörüngeye girdi ve görevini tamamladığı 2003 yılına dek 35 tur tamamladı, İo, Europa, Ganymede, Callisto, ve Amalthea ile ilgili gözlemleri gerçekleştirdi. Uyduların yüzey şekilleri ve iç yapıları ile ilgili geniş bilgi edinilmesini sağladı.

  • Jüpiter halkalarının oluşumunda kozmik çarpışmalar sonucunda iç uydulardan kopan maddelerin katkısı anlaşıldı.

  • Jüpiter manyetosferinin kendine özgü pek çok özelliği ortaya çıkarıldı.

  • 21 Eylül 2003’te uzatılmış görevini tamamlayan Galileo, yaşam barındırma olasılığı bulunan uydulara zarar vermemesi için, Jüpiter üzerine düşürülerek parçalandı.

Cassini-Huygens programı

Satürn ve sisteminin araştırılması amacıyla 1997 yılında fırlatılan Cassini-Huygens uzay aracı, Jüpiter’in çekim gücünden yararlanarak yolculuğun hızlandırılabilmesi için bu gezegenin yakınından geçen bir rota izledi. 30 Aralık 2000 tarihinde Jüpiter yakın geçişini gerçekleştiren sonda, bu tarihin öncesi ve sonrasını kapsayan birkaç aylık süre içinde bilimsel aygıtlarını Jüpiter hakkında veri toplamak için çalıştırdı.

  • Jüpiter’in bugüne dek elde edilen en yüksek çözünürlüklü görüntüleri kaydedildi.

  • Jüpiter halkalarının neden olduğu ışık saçılmasının ölçümü, halkaların düzensiz ve köşeli parçacıklardan oluştuğunu ortaya koydu.

Juno görevi

NASA’nın Ağustos 2011’de başlattığı Juno görevi, 4 Temmuz 2016’da Jüpiter  gezegeni etrafında yörüngeye ulaştı. Bu görevin amacı Jüpiter’in iç yapısını, atmosferini, manyetosferi ve yerçekimi alanını incelemektir.

10 Temmuz’da, Juno sondası, ilk görüntülerini yörüngeden NASA’ya aktardı. Renkli görüntüler ünlü Büyük Kırmızı Leke gibi atmosferik veriler ve gezegenin 3 uydusu (Io, Europa ve Ganymede)’nu içeriyordu.

Jüpiter sistemini incelemek için planlanan  bir sonraki görev, 2022’de Avrupa Uzay Ajansı tarafından planlanan  Jüpiter Icy Moon Explorer(JUICE). Bir sonraki görev 2025 yılında  NASA’nın  tarafından gerçekleştirilecek olan Europa Clipper görevi.

Jüpiter Gezegeni ile İlgili Diğer Gerçekler

  • Jüpiter sekiz gezegenin en kısa gününe sahip.

  • Jüpiter güneş sistemimizdeki dördüncü en parlak nesnedir.

  • Şimdiye dek sekiz uzay aracı Jüpiter’i ziyaret etti.

  • Jüpiter, Dünya ve Mars gezegenlerinde olduğu gibi mevsimleri yaşamaz.

 

 

 Kaynaklar: Kaynak-1  Kaynak-2  Kaynak-3  Kaynak-4  

 

İlginizi çekebilir:

Merkür Gezegeni 

Venüs Gezegeni

Dünya Gezegeni

Mars Gezegeni

Satürn Gezegeni

Uranüs Gezegeni

Neptün Gezegeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

four + fourteen =