Uzay nedir?

Yazıyı Sosyal Medya Hesaplarında Paylaş

Milyonlarca yıldır, burada,  Dünya gezegeninde mahsur kalan biz insanlar için “uzay” erişemez bir yerdi.

Erişilemeyen herhangi bir nesne gibi, pek çok farklı kişi hakkında çok farklı yorumlar yaptı ve onu anlamaya çalıştı. Hatta bir ara hakkında o kadar az şey biliyorduk ki yüzyıllar boyunca göklerin sonsuz mutluluk içinde banyo yapan tanrıların alem yeri olduğuna inandık.

Merak duygusunu frenleyemeyen insanoğlu gerçeği bulma arayışına gitti. Bunun tek yolu da merak ettiğimiz yere; yani uzaya gidip neler olup bittiğini kendi gözlerimizle görmemizdi. Oraya vardığımızda, ilahi bir mevcudiyet bulmadık; aksine hava, gürültü veya koku içermeyen garip bir yerdi burası. Çok çok boş ama yine de düşmanca görünüyordu. Hem bir sessizlik dünyası hem de inanılmaz derecede yüksek enerjili bir boşluk.

Bir boşluk denizindeki bu enerji, bilim insanlarının kafasını sorgulardı. Uzay araştırmalarının derinliklerine daldıkça dünyaya ve evrene bakış açımız sonsuza dek değişti.

Uzayın bir sınırı var mı?

uzay-2

Sezgilerimiz bize uzayın alabildiğine karanlık bir ortam olduğunu söylese de, yaşamımızın bir noktasında her birimiz tam sınırlarının nerede olduğunu merak etmişizdir.  Uzay nerede başlar? Nerede bitiyor? Uzay ve Evren arasındaki fark nedir? Bu soruları içten içe kendimize sormuşuzdur.

Evrenin var olan her şeyi kapsadığını düşünüyoruz. O halde uzay ne demek sorusuna da şu şekilde cevap verebiliriz:

Uzay, Dünya’mız, yıldızların ve diğer gök cisimleri arasında yatan her derin boşluktur. Yani insanoğlunun bakış açısıyla atmosferimizin ötesindeki sonsuzluktur.

Gezegenimizi örten ve koruyan gaz örtüsü atmosfer belli bir sınırda bitse de atmosferin ötesinin sınırlarını açıkça tanımlamak imkansızdır. Bilim adamları bu konu üzerinde yıllardır çalışıyorlar. Şu ana kadar elimizdeki veriler eşiğinde uzayın sınırsız olduğunu söyleyebiliriz.

Uzay bir boşluktan mı ibaret?

uzay-1

Böyle bir boşluğu hayal edebilmek oldukça zor. Çünkü Dünyadaki maddeler her yerde sıvı, katı ya da gaz halinde bulunuyor ve neredeyse hiç boşluk yok. Aristo’nun sözleri de bunu destekler nitelikte, “doğa bir boşluktan nefret eder” diyor büyük düşünür.

Uzayda gece ve gündüz de yoktur. Dünya‘nın gaz dolu atmosferi güneş ışınlarını yayar ve gökyüzüne mavi rengini verir. Ancak uzay yoğun bir atmosfere sahip değildir. Bu yüzden sürekli karanlıktır. Aynı şekilde, ses titreşimleri yalnızca bir ortamda yayılabilir. Uzayda böyle bir ortam yoktur bu nedenle ses de yoktur!

Uzay delice bir boşluk olabilir; ama orada hiçbir şeyin olmadığı sonucuna varmak yanlış olur. Aslında, kutunun içerisinde büyük sürprizler vardır. Örneğin enerji değişimleri uzayda gerçekleşir; fakat sadece radyasyonla. Yıldızların ışığı, bu boşlukta rahatça hareket eder ve Dünya‘ya ulaşır. Benzer şekilde radyo dalgaları da uydular ve Dünya arasındaki bağlantıyı sağlar. Özetle, radyo ve ışık dalgaları, ses dalgalarının aksine, bu derin uzay boşluğunda yayılabilen elektromanyetik dalgalardır.

Hatırlanması gereken bir diğer önemli detay uzayın tamamen bir boşluktan ibaret olmadığı. Çünkü orada her türlü atom, toz ve katı atıkları da buluyoruz. Bu atomlar da birleşip gezegenler, doğal uydular, yıldızlar, asteroitler, kara delikler, kuyruklu yıldızlar, bulutsuları oluşturuyor.

Uzay soğuk mu?

Sıcak mı soğuk mu? Basit bir cevabı yok. Güneş, Dünya ve diğer yıldızlar olmasaydı, uzaydaki sıcaklık çok düşük olurdu: -270 ° C. Yıldızlar, gök cisimleri arasında ve her iki tarafı arasında önemli sıcaklık değişimleri yaratan ısı kaynaklarıdır.

Yeryüzünde, ısının yayılmasını sağlayan 3 mekanizma aynı sıcaklıkları korumak için birlikte çalışır:

İletim, enerjinin bitişik parçacıklar arasında aktarılmasına neden olur.

Konveksiyon, bir sıvının içinden hareket ederek ısının yayılmasına neden olur.

Radyasyon, enerjinin dalga formunda iletilmesine neden olur.

Boşlukta, sadece radyasyon ısının yayılmasına izin verir, çünkü diğer iki mekanizma bir ortam gerektirir. Sonuç olarak uzaydaki sıcaklık farklılıkları yüksek kalır.

Uzay tehlikeli bir yer mi?

Dünyadan bakıldığında, uzayda her şey çok huzurlu ve sessiz görünüyor. Oysa gerçek oldukça farklı. Aslında, Dünya’nın atmosferi ve manyetik alanı, bizi hayal ettiğimizden çok daha şiddetli olan çevre koşullarına karşı koruyan bir kalkan görevi görüyor.

Örneğin, Güneş sürekli olarak insanlar için ölümcül olabilecek, güneş rüzgârı denilen parçacıklar ve radyasyon akıtıyor. Her yıl, güneş patlamaları adı verilen büyük enerji patlamaları, saatte 50.000 kilometreye varan hızlarda uzaya fırlatılıyor.

Burada, Dünya’da güvende olabiliriz, ama uzayda, güneş patlamalarının, kozmik ışınların ve radyasyonun tehlikeleri çok gerçektir. Bu oldukça enerjik parçacıklar, en hassas uzay aracı bileşenlerine zarar verir ve astronotların sağlığına zararlı ve hatta gerçekten ölümcül olabilir.

Uzay bilim için neden değerli?

uzay-3

Uzayda yükselen uydular Dünya’yı sürekli izliyor ve verileri bize aktarıyor. Astronotlar yörüngeye uzay istasyonları kuruyorlar. Uzayda hummalı bir çalışma söz konusu. Peki, neden alanı bu kadar büyüleyici buluyoruz?

Öncelikle uzay, gezegenimizin küresel bir resmini elde etmek için emsalsiz bir bakış açısı sunuyor. Çünkü tam tepemizde ve yukarıdan bakınca her şey daha net görünüyor. Çevreyi korumak için çalışan bilim insanlarının uydu tabanlı Dünya gözlemleri, kendi başına bir çalışma alanına dönüşmüştür. İnsan yapımı uydular sınırların ötesine uzanır ve geniş mesafeleri tararlar. Uzay bu nedenle dünya çapında iletişim kurmamızı sağlayan ideal bir birleştiricidir.

Uzay denince yerçekimsiz bir alan akla gelir. Bu tam olarak değildir. Yıllar önce Isaac Newton’un ortaya koyduğu gerçeğe göre iki kütleli cismin mesafelerine ters orantılı bir biçimde birbirine bir çekim uygular. Bize aslında bu durum uzaydaki nesnelerin yüzdüğü izlenimi verir. Halbuki durum öyle değildir. Gökcisimleri kütleleri ve uzaklıkları ile ilişkili olarak bir yörüngede dönerler. Uzayda büyük bir kaos varmış gibi görünse de büyük bir düzen de vardır.

Aslında bu kaos ile düzen arasında gidip gelen ortam bilim insanlarının dünya üzerinde imkansız olan yeni deneyler yapmalarını sağlayan eşsiz bir laboratuvardır. Bu nedenle farklı gökcisimlerine astronotlar gönderiyor, uzaya istasyonlar kuruyor, yörüngeye teleskoplar yerleştiriyor, uzay araçları ve sondaları ile farklı yerler keşfetmeye çalışıyoruz.

Bundan 100 yıl öncesine kadar hakkında fazla bilgimizin olmadığı uzay artık daha da erişilebilir. Teknoloji ile beraber belki de herkes rahatlıkla uzay seyahati gerçekleştirebiliyor olacak. Şu anda Mars’a nasıl yerleşebiliriz, yaşanacak başka gezegenler bulabilir miyiz gibi denemeler yapan insanoğlu belki gün gelir şu anda sınırsız olduğunu varsaydığı uzayın sınırlarını da keşfeder. Kim bilir?

 

Kitap Önerileri

Kozmos

Zamanın Kısa Tarihi

Büyük Tasarım

Soluk Mavi Nokta

Evrenin Zarafeti

Evrenin Dokusu (Uzay, Zaman ve Gerçekliğin Dokusu)

Evren 101

 

Atatürk resimli sözü

 

 

İlginizi çekebilir:

Astronomi nedir

Kara delik nedir ve nasıl oluşur

Gezegen nedir ve nasıl oluşur

Güneş Sistemi nedir

Galaksi nedir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × 1 =